Anasayfa | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynagi | Kullanım Haklari | Kunye - Iletisim |

HABER ARA


Gelişmiş Arama

AHMET KAÇAR’IN “SERHOŞ MASALAR” ŞİİRİ ÜZERİNE BİR DENEME

Okunma  Yazar : Özcan Temel
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 85
Tarih  Tarih : 25 Haziran 2010, 17:56

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

AHMET KAÇAR’IN “SERHOŞ MASALAR” ŞİİRİ ÜZERİNE BİR DENEME



                Bilinen, gerçek anlamında kullanılır, sözcükler;  düz yazıda, genelde. Bu, düz yazının özüne uygun bir özelliğidir. Her isteyen öğrenim düzeyine, bilgisine, kültürüne uygun bir düz yazı oluşturabilir; fakat bir şiir oluşturamaz.   Birikimle yeteneğinin  kol kola girdiği, el ele verdiği   ince  bir uğraştır, şiir yazma .

Kolay gibi görünse de öyle kolay değildir, şiir. Yalnızca yetenekle kapıları açılmaz.  Sevginin sevdaya dönüşmesi gibi; martıların kanat çırparak havalanması gibi  güzelliktir, hoşluktur; şiir.  Sabır isteyen, gönül isteyen, yürek isteyen bir uğraştır, şairlik.

Hiç kuşkusuz, şiiri yazmak kadar şiiri anlamak, algılamak, yorumlamak da çaba,  emek ister. Şiire kafa yormayan, şiirle ilgili yeterli  birikime erişmeyen onu iyi algılayıp anlayamaz; yorumlayamaz; tam anlamıyla şiirin tadına, zevkine ulaşamaz…

Asırlık bir çınarın gür, görkemli dalları ile gövdesi arasında nasıl güçlü, sağlam bir bağlantı ve güzel bir uyum varsa dizedeki her sözcüğün de diğer sözcüklerle öyle bir bağlantısı ve uyumu söz konusudur. Bu bağlantı ve uyum  estetik kaygılarla, dize dize yoğrulup bütünleşince şiirin yapısı biçimlenmiş, kendine özgü atmosferi tamamlanmış olur. Artık ona ne bir sözcük eklenebilir ne de ondan bir sözcük çıkarılıp yerine “siyah – kara” ilişkisi gibi benzeri konulabilir.  Bunu yaptığınızda, atmosferi nasıl birdenbire dağılır;  güçsüzleşir, cılızlaşırsa onunla kaynaşacak, bütünleşecek bir sözcüğü bulamazsanız yine aynı şekilde atmosferi dağılır; güçsüzleşir, cılızlaşır, şiirin. Tamamlanmış bir şiire, ‘başka türlü söylenmeyen söz’ denilmesinin nedeni bu olsa gerek…           

                Hece şiirinin o kendine özgü  tadına, rengine, kokusuna  yöresel, geleneksel ve evrensel simgeleri de katarak  zengin çağrışımlı, derin içerikli, duygulu özgün şiirler oluşturma çabasını ısrarla, inatla, başarıyla sürdüregelmiş bir şiir yolcusudur,  Ahmet Kaçar. O, kimileri bestelenmiş nice duygulu, içli, lirik şiirlere imza atmakla yetinmemiş; felsefi içerikli, derin anlamlı şiirlerle     yumuşak  edalı fakat  batan, acıtan, düşündüren yergi şiirlerine de imza atmıştır. İlerlemiş yaşına inat,  yokuşun bittiği yerde, etrafı renk renk güllerle, çiçeklerle, meyve ağaçlarıyla çevrelenmiş beyaz evinde, hâlâ yeni yeni şiirler oluşturmanın; içini üşüten aleve , ruhunu titreten yıldızlara; damla damla yağmura; çöllere, rüzgara; çiçeğe, çalıya, dala… biraz daha yaklaşmanın  derin hazzını yaşamaktadır. 

 

                                               “Bu akşam kadehimde bütün gamlar, tasalar.


                                                İçen ben değilim de sanki serhoş masalar.

                                                Gülüyor boş şişeler, duyardım ağlasalar.

                                                İçen ben değilim de sanki serhoş masalar.”

 

                Yukarıdaki dizeler, Kaçar’ın şiir dünyasını algılamada,  küçücük ama  önemli ip uçları veren aydınlatıcı göz kırpmalardır, kuşkusuz. Kaçar’ın kendine özgü  üslûbu ile, mayalanmış,  tatlanmış dizeler; beni, şiirin tarihsel atmosferinde hoş bir yolculuğa davet eder.  Dizelerde, bir yandan halk şiirimizin dil ve yapısal özelliği ile  divan şiirimizin  sanatsal yönü  ustaca kaynaşırken diğer yandan modern şiirin musiki ritmi yansıtan ses özelliklerine ( aliterasyon- asonans) oldukça duyarlılık gösterilir.

                Dizelerin  yedi –artı- yedi  (on dörtlü) hece ölçüsüyle oluşturulması; zengin uyak ve redif (döner ayak) üzerine kurgulanması; her ne kadar genelde yarım uyakla; yedili, sekizli, on birli hece ölçüsü ile bütünleşen   halk şiirinin geleneksel yapı özellikleri dışına taşmış olsa da  ondan izler taşımakta; onun yapı özellikleri ile  yakınlaşmaktadır.   

                 Kolayca oluşturulmuş  gibi algılansa da  söylenmek ya da yazılmak istendiğinde zorluğu anlaşılan dizelere, eski geleneksel şiirimizde, ‘hem kolay hem zor’ anlamına gelen   “sehl-i mümteni”  denilirdi. Bu sanat anlayışına uygun oluşturulan dizelerde,  söyleyişte kolaylık, anlatımda güzellik, akıcılık ne kadar önemliyse anlam zenginliği ve derinliği de o kadar önemliydi.  Yunus Emre’nin, “Ete kemiğe büründüm / Yunus oldum göründüm.” ya da Fuzûlî’nin “ Bende Mecnûndan füzûn (çok ) aşıklık istidâdı (eğilim, yetenek, yeti) var. /  Aşık-ı sâdık benim Mecnûn’un ancak adı var.” dizelerinde, bu söz sanatı, nasıl gün ışığına çıkarsa  Kaçar’ın  dizelerinde de öyle gün ışığına çıkar: “ Bu akşam kadehimde bütün gamlar, tasalar. /  İçen ben değilim de sanki sarhoş masalar…

                Yine bu dizelerin teması,   klasik (Divan) şiirin en önemli türü olan ‘gazel’in  ‘içki –şarap’ teması ile örtüşür. Gazeller ‘aşk, şarap, kadın’ şiiri olarak tanımlanır. Divan şairi Nedim, “Meyhâne mukassî  (kasvetli, sıkıntılı) görünür taşradan (dışarıdan) amma / Bir başka ferah (iç açıklığı) başka letâfet (hoşluk, güzellik) var içinde” beytinde,  içki temasını, klasik şiirin kendine özgü  yapı, biçem ve sanat anlayışıyla dile getirir. Kaçar, bu temayı, modern şiir boyutunda yeniden kaleme alırken  hem halk  hem de divan şiirinin yapı, üslûp ve konu inceliklerini  nazikçe yoğurur; dizelerde.

                Divan şiiri  edebi sanatlar yönünden oldukça zengindir.   Kaçar, bu dörtlükte, edebi sanatlara yer vererek  divan şiirinin bu yönünü gün yüzüne çıkarır, ustalıkla:  “Gülmek- ağlamak”sözcüklerinin bir arada kullanılması tezat (zıtlık) ; “kadeh, içmek, sarhoş, boş şişeler” sözcükleri bir araya getirilmesi tenasüp (uygunluk, yaraşırlık); masaların içmesi, sarhoş olması; boş şişelerin gülmesi  teşhis (kişileştirme) sanatlarına güzel örnek  olmakla kalmaz; şiirin dil ve üslûbuna etki ederek şiire,  söyleyiş güzelliği ve  anlam genişliği kazandırır.

                Dış dünyadaki nesnelerin  iç dünyaya yansımalarını, etkilerini, izlerini anlatmak daha doğrusu duyurmak sembolik şiirin en belirgin özelliğidir. Şiiri oluşturan sözcüklerde “musiki her şeyden önce musiki” anlayışı önemlidir.  Bu anlayışa uygun seçilmiş, sözcüklerde  ard arda sıralanan “ –l-, -lar-; -an-, -en-; -r-, -ar-, -er-; -m-, -k-, -d-”sesleriyle dize sonlarındaki zengin uyak ve redif; şiir diline hoş bir musiki ritmi düşürmekle kalmaz; dahası, notaya alınmaya hazır duygulu, hüzünlü  bir bestenin inleyen nağmelerini kıpırdatır,  yüreklerde…  

                Dörtlüğün üçüncü dizesini, ilkin “Nesimi, hepsi değil damlasına yasalar.” olarak tasarlasa  da  bu, içine sinmez; Kaçar’ın. Tıpkı Yahya Kemal’in “Rindlerin Ölümü” şiirini oluştururken  içine sinmeyen siyah sözcüğü yerine serin sözcüğünü bulana kadar sabırlı bekleyişi gibi   Kaçar da bu dizeyi içine siner hale getirmek için   sabırlı bekleyişini sürdürür uzunca bir zaman. Nihayet sabır, beklenen meyvesi verir:  “Gülüyor boş şişeler, duyardım ağlasalar.”

                Hiç kuşku yok ki şiir zevkli fakat zor bir uğraştır…  Değil bir dize, dizedeki bir sözcüğün bile önemi vardır, şiirde. O sözcüğü bulamazsanız, taşlar yerine oturmaz; dolayısıyla şiir güdük kalır; asla tamamlanamaz.  “Ve siyah serviler altında kalan kabrinde” dizesindeki servinin önadı siyah ne zaman ki yerini serine bırakır; işte o zaman şiir de rahatlar, özgürleşir; üstat Yahya Kemal de:

 

                                               “Ölüm âsude bahar ülkesidir bir rinde;

                                                 Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.

                                                 Ve serin serviler altında kalan kabrinde,

                                                 Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.”       

 

                Ahmet Kaçar’ın  dörtlüğündeki “serhoş masalar”, tabiri,  beni,   Edip Cansever’in “Masa Da Masaymış Ha” şiirine götürüverir. Her ikisinde de ortak nesne ‘masa’dır. Birinde içen, sarhoş olan, gamlanan masa; diğerinde yaşamın yükünü sırtında taşıyan masa… Bu, bir anlamda, duygu ve düşünceleri dışa vururken, şiirleştirirken  “ben”i gizleme;  duygu ve düşünceleri ‘ben’ dışındaki nesneler üzerinden dile getirme anlayışıdır. Bu halk şiirimizde de modern şiirimizde de şairlerin başvurdukları bir anlatım yöntemidir.

Halk şiirimizde,  insan dışı varlıklar, turnalar, bulutlar, başı pare pare dumanlı dağlar… ozanın içinde geçenleri anlatmada  etkili birer semboldür. Bu modern şiirde de böyledir. Şair anlatmak, duyurmak ya da sezdirmek istediği duygu ve düşüncelerini  sembolleştirdiği nesnelerle dile getirir. Kaçar’ın da  Edip Cansever’in de diğer şair ve ozanların da yapmaya çabaladıkları budur.  Üstüne binen  onca maddi,  manevi yükü  masaya koyar  Cansever; fakat,  masa,  yine de  “Bana mısın” demez:

 

                                               “Adam masaya

                                                 Aklında olup bitenleri koydu.

                                                 Ne yapmak istiyordu, hayatta

                                                 İşte onu koydu.

                                                 Kimi seviyordu, kimi sevmiyordu

                                                 Adam masaya onları da koydu. 

                                                 ……………..     

                                                  Bir bira içmek istiyordu kaç gündür

                                                 Masaya biranın dökülüşünü koydu;

                                                Uykusunu koydu, uyanıklığını koydu;

                                                 Tokluğunu, açlığını koydu.

 

                                                 Masa da masaymış ha

                                                 Bana mısın demedi bu kadar yüke.

                                                 Bir iki sallandı durdu

                                                 Adam ha babam koyuyordu.”

 

                 Yağmura aldırmadan caddede, şemsiyesiz dolaşan Kaçar’a “Islanmışsın, hasta olursun!” denildiğinde; o, gülerek, “Yağmurun arasından geçemem ki!” diyerek beklenmeyen, şaşırtan, incelikli bir karşılık verir. Yüreği hep sevda, bakışları hep sevgidir, Kaçar’ın.  O’nun sevgi dünyası sürekli sarılan; sarıldıkça kocamanlaşan bir yumak gibidir. Her doğan gün,  güzelliktir,  mutluluktur, huzurdur; onun için. Yaşam  nüktedir, şakadır, yarenliktir; yerine göre eğlencedir; fakat bunların da ötesinde, yaşam  başka türlü söylenmeyen sözdür, yani şiirdir; Kaçar için…

                                                                                                                                                                       20.06.2010

Özcan TEMEL

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

Bir Hayalim Var Benim!04 Eylül 2010

GALERI

ANKET

GÖRELE DEYİNCE AŞAĞIDAKİLERDEN HANGİSİ AKLINIZA GELİR?














Tüm Anketler


RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi